Venezuela’ya Saldırılar 1972 Şili, 2008 Bolivya, 2009 Honduras Müdahalelerinden Ayrı Düşünülemez

Emperyalizmin Venezuela’ya karşı saldırıları artarken; Latin Amerika tarihi bu saldırıların asıl amacına ışık tutuyor.

El Telegrafo gazetesi- Ekvador tarafından 3 Ekim 2015’te Le Monde Diplomatik eski yazı işleri müdürü Maurice Lemoine ile yaptığı ve isyandan.org‘un çevirerek yeniden yayınladığı röportaj Venezuela’ya bugün yapılan saldırıların amacını daha iyi anlamamızı sağlıyor. Lemoine, uzun yıllar Latin Amerika’da bulunan ve haber yapan bir gazeteci olarak, Latin Amerika ülkelerinde tegahlanan hükümet darbelerinin yeni stratejilerini anlattığı “ (Faşist) General Pinochet’in gizli çocukları: Modern hükümet darbeleri ve kargaşa çıkarmanın yeni metotları” isimli bir çalışma hazırlamıştı. Lemoine bu çalışmasında muhafazakar ve yandaş medya kanallarının algı yaratma ve kargaşayı meşrulaştırma metotlarının analizini yapmaktadır.

Latin Amerika’da tezgâhlanan hükümet darbeleri üzerine araştırmalar yaptınız ve geçmişte bu ülkelerde yapılan askeri darbelerle bugün ekonomik refah-ilerleme vadeden hükümetler tarafından yönetilen ülkelerde olup bitenler arasında büyük benzerlikler bulunduğunu tespit etiniz. 40 yıl sonra nasıl oluyor da aynı benzerlikler karşımıza çıkıyor?

Başkan Hugo Chavez’e karşı 11 Nisan 2002’de düzenlenen hükümet darbesi sırasında ben Başkent Caracas’taydım tam olarak kesin bir ifadeyle söyleyecek olursak Llaguno köprüsünde yani stratejik bir noktada bulunuyordum bu güzergâh bana o gün tam olarak ne olup bitiğini çıplak biçimde görme ve anlatma olanağı veriyordu ve olan bitenin hepsini olduğu gibi fotoğrafladım.  2008’de Bolivya’da Başkan Evo Morales’e karşı hükümet darbesi girişimi yapıldığında ben Bolivya’daydım ve yine aynı şekilde Honduras’da Başkan Manuel Zelaya’ya karşı yapılan hükümet darbesinde ve Ekvador’da yapılan hükümet darbesinde de ben yine olay yerindeydim. İşte bu yüzden, yaşadığım bu tecrübeler beni “Beyaz darbeler: Pinochet’in çocukları” adlı bir araştırma yazmaya yöneltti. Bunun yanı sıra, bugün bu ülkelerde olan biteni iyice anlayabilmek için her şeyden önce bu ülkelerde 60’lı ve 70’li yıllarda yapılan hükümet darbelerini çok iyi incelemek gerektiğini düşünüyorum. Bu inceleme, hükümet darbesi yapmakta kullanılan teknikler arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları kavramak olanağı sağladı bana. Örneğin, bugün Venezuela’da olup bitenleri analiz ederseniz şunu göreceksiniz: ekonomide yaratılan çalkalanma ve kargaşa 1972 yılında Şili’de yaratılan ekonomik çalkalanma ve kargaşa için uygulanan aynı şemayı izlemektedir.

Devrimci programlar izleyen hükümetleri itibarsızlaştırmak ve gözden düşürmek bu şemanın bir parçasıdır mı demek istiyorsunuz?

Kesinlikle, öncelikle devrimci hükümetlerin gücünü ve halkçı amaçlarını yerlerde sürükleyerek itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar ve ardından halk nezdinde propaganda yaparak gelişmiş ülkelere bakın bu halkçı rejimde sizler istediğiniz lüks hayatı elde edemiyorsunuz şeklinde gerilimi yaratarak kargaşayı körüklüyorlar. İkide birde yayımlanan haberlerle, Venezuela’da vatandaşların tuvalet kâğıdı bile bulamadığı propagandası nasıl açıklanabilir? Mesele şudur ki: bu kampanya ile herkes halkçı ve devrimci rejimleri aşağılamaya alet edilmektedir ve bu propagandanın sosyal medyada yayılmasını sağlayarak ülkenin içine düşürüldüğü kaos tam anlamıyla köpürtülerek büyütülmektedir.

1972’de Şili’de de tıpkı aynı sebeplerle tuvalet kâğıdı bulunamıyordu nedeni nedir diye sorarsanız cevap gayet basit: Halkı ısrarla talepte bulunmak için yönlendiriyorlardı. Bugün Venezuela’da süpermarketlerde alış veriş yapmak için tam 4 saat gerekiyor çünkü pirinç yok, un yok dolayısıyla birçok marketi dolaşmanız gerekiyor. Ve insanlar kendi başlarının çaresine bakmak, bu gıda maddelerini başka yerlerden bulmak zorundalar çünkü gıda ticareti yapan firmalar artık süpermarketlere mal vermiyorlar dolayısıyla, halk temel ihtiyaç maddelerini yasadışı yollardan sağlayan karaborsa çetelerinin eline düşüyor ve 3-4 kat pahalı fiyata satın almak zorunda kalıyor. Böylelikle halkın temel gıda ve ihtiyaç maddelerini temin etme olanakları kısıtlanıyor dolayısıyla halkın öfkesi körükleniyor ve bir de bunun üstüne enflasyon bindiriliyor.

İşler uzun bir süre böyle devam ettirilince, bir zaman sonra halk arasında şu görüş oluşmaya başlıyor: “Eğer Nicolas Maduro’ya oy vermeye devam edersem, bu yoksulluk da devam edecek” ve böylelikle halk kitlelerinin devrimci hükümete ve politikalara olan desteği içten içe zayıflatılamaya başlanıyor. Aynı tezgâh 1973 yılında Şili’de de devreye sokuldu, hem de ne hikmetse tam da kamyoncuların grev yaptığı esnada ve sonuçları halk kesimlerine büyük bedeller ödetecek boyutta planlandı. Uzun yıllar boyunca Latin Amerika’daki ülkelerde kargaşa yaratmak için aynı tezgâhın hazırlandığını kavramak için uzun yıllar boyunca süren deneyimlerim oldu ve şu kanaate vardım ki bunların hiçbiri birer tesadüf değil tam tersine daha önceki yıllarda da yaşadığımız hükümet darbesi tekniklerinin modern versiyonlarıdır.

Aralarındaki tek fark şudur: Latin Amerika ülkelerinde artık General Pinochet gibi açıktan faşist figürler üzerinden askeri darbeler yapılmıyor. Günümüzde Latin Amerika ülkelerinde tezgâhlanan darbeler maliyeti iyice hesaplanmış ve kurnaz ekonomik manevralar üzerinden yapılıyor. 2009 yılında Honduras’da bir askeri komando tarafından Başkan Zelaya geceyarısı evinden kaçırıldı ve Costa Rica’ya götürüldü ve ülkenin iktidarı sözümona sivil yönetime teslim edildi. 2002 yılında, Venezuela’da bir grup asker Chavez’i esir aldı ve Başkent Caracas açıklarında bir adada hapsetti ve iktidar yine sözümona sivil yönetime teslim edildi.

İktidarın sivillere teslim edilmesi darbeyi bir anlamda yasallaştırmak için mi yapılıyor?

İktidar sivillere teslim edildiğinde asker devlet başkanının kötü olduğu ve anayasayı ihlal ettiği öne sürülerek bir değişim sürecinin başladığı ilan edilecektir ama aslında yapılan tam bir hükümet darbesidir. Burada amaç, Birleşmiş Milletler örgütünü bir bardak suda tartışmaya yöneltmektir, o ülkenin kendi halkı bu tuzağa düşmese de başkaldırsa de hiç önemli değildir. Ekvador’un başkenti Quito’da yaşayan halk 30 Eylül 2010’da gerçekten ne olup bittiğini gayet iyi anladı; kimileri bunun bir hükümet darbesi olduğunu hala inkâr etmeye devam etse de bu bal gibi bir hükümet darbesiydi.

2015 Latino-Amerikan ilerlemecileri buluşmasına katılan yabancı aktivistler diyorlar ki 30 Eylül 2010’da Ekvador’da meydana gelen olaylarla ilgili medyada bunun polislerin ayaklanması değil halk isyanı olduğuna dair haberler yapılıyordu. O günlerden hafızanızda kalan anılar nelerdir?

Sağcı gazeteciler söylenen yalanları yasallaştırmak için gerçeğin belirli dozlarda verilmesi gerektiğini çok iyi biliyorlar. Diğer bir deyişle, verilen her yanlış bilginin temelinde belirli bir dozda gerçeklik yatmalıdır aksi halde bilginin inandırıcılığı olmaz. 30 Eylül 2010’da Ekvador’da meydana gelen olaylarda olduğu gibi, uluslararası medya Başkan Rafael Correa’nın Quito Askeri Birlik Alayı’nı ziyaret etmesinin bir pervasızlık olduğuna özellikle vurgu yaptı. Başkan’ın, aldıkları düşük ücretten dolayı memnuniyetsizlik içinde bulunan polis memurlarını kışkırtmaya yönelik bir hamle yaptığını yayımladılar ve bunu büyük bir hata olarak lanse ettiler.

Gerçekleri çarpıtmayı devam ettiren haberleri geçen Ağustos ayında meydana gelen olaylardan alıntılar yaparak rahatlıkla söyleyebiliriz. Ekvador’da halkın bir kesiminin yerlilerinden oluştuğunu gayet iyi biliyoruz ve Ağustos ayında meydana gelen olaylar “Yerlilerin, Rafael Correa’ya karşı yaptıkları bir ayaklanma” gibi gösterildi, halbuki aslında yerli halklar arasından küçük bir fraksiyon olduğu hiç belirtilmedi ve Başkan Correa’nın da altını çizdiği gibi, seçmenlerin %3’den bile az oranını oluşturuyorlardı.

Avrupa’da genel olarak yerlilere romantik bir suçluluk duygusuyla yaklaşılıyor çünkü yüzyıllarca onları sömürmüş ve kötü muamele etmiş olmanın vicdan azabı yakalarını hiçbir şekilde bırakmıyor ve yerlilerle ilgili analiz de bundan öteye gidemiyor… Oysa sağ siyasete eklemlendirilmiş, muhafazakar, ulusal refah ve gelişim havucu peşinde koşturulan yerliler de var. Bu durum, Bolivya ve Ekvador’da gayet sık görülen olgulardır ama Venezuela’da mesele özel bir durum arzediyor: Medya, Venezuela’da sağcı ya da aşırı sağcı kesimden sözetmek yerine “sivil toplum” demeyi tercih ediyor.

Latin Amerika’daki sağcıların stratejisi “Birleşmiş Milletler” üzerinden hamle yapmak mıdır?

Avrupalı bir vatandaş aldığı gazetede şunları okuyacaktır: “Sivil Toplum, Başkan Maduro’nun baskısına karşı ayaklandı” ya da buna benzer şeyler. 2014’de gazetelerde şöyle haberler çıkıyordu: Öğrenciler Maduro’ya karşı isyan başlattı. Ama bu öğrencilerin tamamının sağcı öğrenciler olduğunu ve solcu Maduro iktidarını yıkmaya çalıştıklarını kimse söylemiyordu.

Bir hükümeti en kısa yoldan itibarsızlaştıracak haberler nedir ve nasıl sızdırılır?

Medya tek başına hükümet darbesi yapmaz, yapamaz onlar yol taşlarını döşerler, yurt içinde ve yurtdışında kamuoyu oluşturarak uygun zaman geldiğinde düğmeye basarlar. Fransa’da ana akım medyada hep şu ifadeleri gördük: Chavez bir diktatördür. Chavez öldükten sonra da aynı şeyleri görüyoruz: Maduro bir diktatördür”.

Ama bugün, uluslarüstü organizasyonlar mesela Unasur mesela Celac gibi kitle örgütleri ulusal refah ve gelişme vadeden sağcı hükümetlerin saldırılarına karşı direnme olanağı sağlıyorlar ama burada önemli bir nokta şudur: medya, uluslararası topluluk dediği zaman sadece ABD ve AVRUPA’yı kastettiğini hiçbir şekilde söylemiyor hâlbuki dünya bu güçlerden ibaret değildir. Ve Barak Obama, Venezuela  ABD için bir tehdit oluşturmaktadır şeklinde bir demeç verdiği zaman Alba, Unasur, Celac, G77 + Çin ve üye olmayan ülkeler yani Birleşmiş Milletler Üyelerinin 3/2 si bu açıklamayı kınadılar. Tek şartla ki Afrikalılar, Asyalılar ve Latin Amerikalılar “Birleşmiş Milletlerin” gerçek parçası ve bileşeni olmasın, biz kitle örgütleri onların adına kınarız.

Dişlinin birer parçasını oluşturan Uluslararası medya zincirleri…

İnternet sayesinde iyice anlaşılıyor ki bilgi sadece kopyala-yapıştır ile sınırlı kalmaktadır. Örneğin Avrupa’da konuyla ilgili izlenecek istikametin yol taşlarını döşeyen bir gazete olduğunu görüyoruz: El Pais adında bir İspanyol gazetesidir. Tarihsel sebepler dolayısıyla İspanya ezelden beri Latin Amerika ile iç içe olmuştur işte bu yüzden Avrupalılar zannediyorlar ki İspanyollar bu kıtayı daha iyi tanıyor oysa gerçekte El Pais çokuluslu İspanyol şirketlerinin sözcülüğünü yapar ve Latin Amerika solcuları ve devrimcilerine karşı büyük bir düşmanlık besler. Üstelik, bu gazete,  Caracol TV medya kanalının Kolombiya’daki ortağıdır diğer yandan Le Monde gazetesinin de ortağıdır; bu ilişki ağı medya sisteminin nasıl çalıştığını anlamaya yardım edecektir.

İfade özgürlüğünü savunan Sivil Toplum Örgütleri bu konuda çenesini kapalı mı tutuyor?

Ben ifade özgürlüğünün ve haber alma hakkının ateşli biçimde savunucusu olan bir gazeteciyim. Bu bakış açısından, bankaların medyada yatırım yapmalarına izin vermeyen ve medya spektrumu içinde topluluk medya kurumlarına sadece üçte bir pay ayıran Latin Amerikalılar bu konuda Avrupalılardan daha ilerdeler.

Özel sektöre ait medya kurumları, Latin Amerika ülkelerinde “tıkaç yasaları” olduğunu bu yüzden “ifade özgürlüğü” olmadığını iddia ediyorlar ama örneğin ben Ekvador’a geldiğimde her görüşten tüm gazeteleri okuyabiliyorum ve her görüşten tüm haber kanallarını izleyebiliyorum, bu ülkelerde ifade özgürlüğü olduğunu düşünüyorum aksi halde bunun bana açıklanması gerekir! Fundamedios, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) veya İnter Amerikan Basın Derneği (SIP) gibi Sivil Toplum Örgütlerinin sesleri çıkmıyor, çenelerini kapalı tutuyorlar.

Le Monde Diplomatik, Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün, NED tarafından (New Endowment for Democracy -Demokrasi için yeni zenginlikler) ve Miami’de yaşayan sağcı Kübalılar tarafından finanse edildiğini açıkladı, bu yüzden saldırıların hedefi olduk.

Bugün gayet iyi biliyoruz ki sokak gösterilerinin başladığı yıl, NED, Ekvador’daki sağcı muhalefetten 1 milyon dolar ve Venezuela’daki sağcı muhalefetten 2 milyon dolar aldı.

Notlar:

[1] 28 Haziran 2009’da Honduras Devlet Başkanı Manuel Zelaya, gece yarısı ordu tarafından evi basılarak zorla alındı ve Kosta Rika’ya götürüldü. Başkan, ülkesindeki toplumsal adaletsizliği ve yoksulluğu (Honduras nüfusunun %70’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor, milli gelirin %40’ı yurtdışında çalışanların gönderdiği paradan geliyor) ortadan kaldıracak sosyal dönüşüm için halkın görüşlerine başvurarak yeni bir Anayasa yapılması çağrısında bulunmasının ardından sağcı muhalefetin, patronların, ordunun, bazı din adamlarının ve bazı medya kuruluşlarının şimşeklerini üstüne çekmişti. ABD’nin darbede parmağı olduğu daha sonradan doğrulandı.  Ayrıca bkz. «Honduras gorilleri» – Maurice Lemoine, 1 Temmuz 2009, Le Monde Diplomatique (http://www.monde-diplomatique.fr/carnet/2009-07-01-Honduras).

[2] 30 Eylül 2010’da Başkan Rafael Correa bir hükümet darbesine uğradı. Yüzlerce polis ülkenin büyük kentlerinde ayaklandılar, havaalanını bloke ettiler ve Meclis’in kontrolünü ele geçirdiler. Ekvador devlet başkanı ölümden kılpayı kurtuldu ve Le Monde Diplomatik’in İspanyolca baskısına bir röportaj verdi. Fransızcası bkz. https://www.monde-diplomatique.fr/carnet/2011-01-11-Rafael-Correa-Il-y-eut-bien (11 Ocak 2011)

[3] General Pinochet’in gizli çocukları – Modern hükümet darbeleri ve diğer kargaşa metodları. Maurice Lemoine, éditions Don Quichotte – 2015. Brève présentation du livre ici : http://www.legrandsoir.info/les-enfants-caches-du-general-pinochet-precis-de-coups-d-etat-modernes-et-autres-tentatives-de-destabilisation.html.

[4] 2015 yılı Ağustos ayı başında, Ekvador Yerlileri Konfederasyonu, Başkan Correa hükümetine karşı -kimi zaman çok şiddetli olaylara sahne olan- bir gösteri düzenledi. Ekvador’da kargaşa girişimleri – Batı yerliciliği üzerine düşünceler. (31 Ağustos 2015) http://www.legrandsoir.info/tentatives-de-destabilisation-en-equateur-reflexion-sur-l%C2%B4indigenisme-occidental.html

[5] Latin Amerika’da ABD’nin politik çıkarlarına ve özel şirketlerin yatırım çıkarlarına tehdit oluşturabilecek tüm bağımsızlık hareketlerinin medya ayağında engellenmesi için kurulmuş olan La Société interaméricaine de presse (SIP) Bağımsız Basına karşı. http://www.acrimed.org/La-Societe-interamericaine-de-presse-SIP-contre-l-emancipation-mediatique.

[6] Le Monde Diplomatique, sınır tanımayan finansman https://www.monde-diplomatique.fr/2007/07/CALVO_OSPINA/14910.

Sınır Tanımayan Gazeteciler, 2012’de UNESCO’ya bağlı STK’lar listesinden çıkarıldı. http://www.legrandsoir.info/l-unesco-exclut-reporters-sans-frontieres-affiliee-a-la-cia-pour-ses-methodes-de-travail-controversees-rebelion.html)

[7] 2014 Şubat ayında, Venezuela’nın birçok kentinde aşırı sağcı gruplar tarafından sokak gösterileri ve caddelere barikat kurma eylemleri başlatıldı. Çok şiddetli olaylar meydana geldi ve birkaç ay içinde 43 kişinin hayatını kaybetmesine yol açtılar.

Kaynak: http://www.mondialisation.ca/la-destabilisation-au-venezuela-suit-le-meme-schema-quau-chili-en-1972/5488413

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s